Yılmaz Özdil, son yazılarında “dindar nesil” kavramını ahlaki çözülmenin kaynağı gibi sunarken, aslında yeni bir toplumsal manipülasyon alanı inşa ediyor. Oysa mesele dindarlık değil, dindarlığın araçsallaştırılması; mesele ahlak değil, ahlakın kimliğe hapsedilişi.
Yılmaz Özdil yine bildiğimiz gibi.
Yine aynı cümleler, aynı hedef, aynı ezber:
“Dindar nesil.”
Yılmaz Özdil’e göre herkes dindar artık.
Ela Rümeysa da dindar…
Mehmet Akif de dindar…
Bir bakıyorsun, televizyon ekranındaki sunucu dindar olmuş,bir diğer köşe yazarı da, hatta operasyondaki zanlı bile “dindar nesil”in ferdi sayılmış!
Yılmaz’a göre memlekette günah varsa, o mutlaka dindarların payına düşüyor.
Sanki kötülüğün adresi belli,
iyiliğin kimde kalacağı da onun köşe yazısına bağlı.
Her olayda aynı refleks.
Kim yakalansa, kim sorgulansa, hemen “dindarlık” masaya yatırılıyor.
Sanki kötülük, sadece bir kesimin tekelindeymiş gibi.
Oysa ahlak, kimsenin kimliği değildir.
Ahlak, insanın karakteridir.
İnanç, bir kimliktir.
Ama ahlak, o kimliği nasıl taşıdığınla ilgilidir.
Şimdi soralım:
- Son operasyonlarda adı geçenlerden kaçı gerçekten “dindar”?
- Kaçı inancını gösterişsiz yaşadı?
- Kaçı dindarlığı bir kimlik zırhına dönüştürdü?
Eğer mesele buysa, suç dindarlıkta değil.
Suç riyâda.
Yani ahlakın taklidinde.
İnanç görüntüsüne sığınan ikiyüzlülükte.
Ama Özdil bunları görmüyor.
Görmek istemiyor. Çünkü asıl derdi analiz yapmak değil.
Toplumu yeniden ikiye bölmek. “Biz” ve “onlar” diye ayırmak.
Bu, gazetecilik değil.
Bu, ideolojik ajitasyon.
Toplum artık bu oyunu çözdü.
İnsanlar artık inanca değil, ahlaki tutarlılığa bakıyor.
Özdil’in “dindar nesil” söylemi…
Bir analiz değil.
Bir öfkenin, bir önyargının yeniden ısıtılmış hâli.
Gerçek şu:
Ahlak, kimliğin değil, karakterin meselesidir.
Ve Türkiye’nin, bu kadar basit bir gerçeği hatırlamaya hiç bu kadar ihtiyacı olmamıştı.
Gerçek dindarlık, kimsenin elinde slogan değildir.
Ne Özdil’in nefretini temize çıkaracak bir bahanedir, ne de birilerinin günahını örtmeye yarayan bir perde.
Ahlak, dindarlığın süsü değil, insanlığın özüdür.
Ve bugün yaşadığımız çöküşün sebebi inanç değil; inancın suretine bürünmüş sahtekârlıktır.
Bu ülke, artık sahte kutsallıklardan, sahte kahramanlıklardan, sahte vicdanlardan bıktı.
Türkiye’nin ihtiyacı, “dindar nesil” tartışması değil; dürüst insan nesli tartışmasıdır.
Çünkü sonunda her şeyin üstünde bir gerçek kalacak:
Ahlak, kimlikten değil, karakterden doğar.
