“Bir Dava Manifestosu: Bülent Turan’ın Kaleminden Öze Dönüş Çağrısı”
İçişleri Bakan Yardımcısı Sayın Bülent Turan bir yazı kaleme aldı:
“Uzun Bir Hikâyenin Güncel Paragrafıyız.” başlıklı...
Yazı yayımlanır yayımlanmaz herkes kendi cephesinden okudu.
Kimi “öz eleştiri” dedi, kimi “yeniden diriliş manifestosu” gördü.
Ama bazıları —özellikle gazeteci İsmail Saymaz ve benzer düşünsel zeminden beslenen çevreler— meseleyi dar ve ideolojik bir perspektifle okumayı tercih etti.
Bu çevrelere göre Turan’ın yazısı, “bir itiraf metni,” “çözülmenin kabulü,” hatta “iktidarın tükeniş manifestosu” olarak yorumlandı.
Onların penceresinden bakıldığında bu metin, “Bakın işte, Bülent Turan bile söylüyor: öldük, bittik, eridik.” cümlesine indirgenmiş...
Oysa bu yaklaşım, metnin bağlamını ve yazarın maksadını ıskalayan, yüzeysel bir okuma biçimidir.
Turan’ın yazısı bir “çözülme” değil, tam tersine bir kendini yenileme çağrısıdır — hem teşkilata hem de davaya içten bir uyarı niteliği taşımaktadır.
Sayın Turan’ın yazısı bir “ağlama metni” değil, aksine “uyanma çağrısı.”
Satır araları dikkatle okunursa, orada hem içe dönük bir özeleştiri hem de net bir siyasi uyarı var.
Bana göre Sayın Turan;
1️⃣ Diyor ki: “28 Şubat bizi korkutmadı, AK Parti’yi kurduk.”
Yani “Biz baskıya boyun eğmedik; o gün tanktan korkmadık, bugün de algı operasyonlarından korkmayız.”
Bu bir özgüven tazelemesi: “Biz korkak değil, dirençli bir hareketiz.”
2️⃣ Diyor ki: “Hayalimiz özgür, güçlü, batıya özenmeyen bir Türkiye idi.”
Yani “Bizim davamız ne koltuktu, ne ihale; bu ülkenin özgürleşmesiydi.”
Ama satır arası diyor ki: “O hayali bugün hatırlamak zorundayız, çünkü ruhumuz yoğunlaştı.”
3️⃣ Diyor ki: “Partide iki tip insan var: Dava adamı ve fırsatçı.”
Turan net konuşuyor: “Birinci grup ideallerin taşıyıcısı, ikinci grup iktidarın faydalanıcısı.”
Mesaj açık: “Dava eriyle menfaat avcısını artık birbirinden ayırın.”
4️⃣ Diyor ki: “Bu iki grubun davranışı partinin algısını belirler.”
Yani “Yanlış yapan birkaç kişi, tüm hareketin üzerine gölge düşürüyor.”
“Vitrindeki çürük elmalar, sandıktaki meyveyi de bozuyor.”
5️⃣ Diyor ki: “Kapımızın önüne Truva atları bırakılıyor.”
Bu tam bir politik metafor.
“Bazı skandallar özellikle önümüze konuyor; bizi yıpratmak için.”
Ama ekliyor: “Bizim olmayanı bile sahiplenip kendimizi suçlamamız da bir zafiyet.”
6️⃣ Diyor ki: “Taptuk’un kapısına eğri odun yakışmaz.”
Bu, yazının en edebî ve en sert cümlesi bu bence...
“AK Parti’nin içine eğrileri, çıkarcıları, fırsatçıları sokmayın.”
Yani “Temiz kalmazsak, millet bizi affetmez.”
7️⃣ Diyor ki: “Bizim yolumuz dikenlidir, ayağını seven gelmesin.”
Açık uyarı: “Bu dava menfaat yolu değildir, sabır ve fedakârlık yoludur.”
Alt mesaj: “Sırf koltuk, ihale, nüfuz için gelenler gitsin.”
8️⃣ Diyor ki: “Futboldaki tabirle kapattığımız köşeden gol yemeyelim.”
Yani “Biz ahlak, dürüstlük, tevazu diyerek geldik; tam da o yerden kaybetmeyelim.”
Çünkü “Bu hareketin kalesi, inanç ve ahlaktır.”
9️⃣ Diyor ki: “Bu dava iyilerin ve doğruların davasıdır.”
Net final: “Yanlışlar bize yoldaş olamaz.”
Bir tür manifesto: “Bizim yolumuz temiz kalmak, çünkü çizgimiz kalemizdir.”
İşin özeti:
Bülent Turan “bittik, eridik” demiyor; “kendimize gelmezsek bitebiliriz” diyor.
Ve bu uyarıyı içeriden, yıllardır aynı davanın mutfağında yoğrulmuş bir isim olarak yapıyor.
Yani dışa değil, içe dönük bir silkiniş çağrısı bu.
Sonuç olarak; bu yazı ne bir savunma ne de bir sitemdir. Aksine, inancın, ahlâkın ve siyasetin yeniden aynı potada erimesi için yapılan bir çağrıdır.
Çünkü bu manifesto, çıkarın değil, vicdanın sesidir.
Ve vicdan sahibi kim varsa, bu manifestoya katılmamak için bir sebebi yoktur.
Bu vesileyle, samimi bir muhasebe cesareti göstererek bu önemli metni kaleme alan İçişleri Bakan Yardımcısı Sayın Bülent Turan’a teşekkür ediyor, kaleminin aynı vakar ve sorumluluk çizgisinde daim olmasını diliyorum.
