ISMAHAN ÇERİBAŞI
Köşe Yazarı
ISMAHAN ÇERİBAŞI
 

Dostun Gül Cemâli

22 Mart 2026 takvimler bayramın üçüncü gününü gösteriyordu. Gökyüzü, İstanbul’un üzerine kurşuni bir yorgan gibi serilmiş. Türkiye'nin her bir yanında bu bayram soğuk hakimdi... İstanbu'un Bostancı ilçesi de bunlardan sadece biri...  Bostancı sokakları bayram neşesinden ziyade yağmurun rahmetiyle yıkanıyordu. Sileceklerin camdaki ritmik sesi, zihnimdeki dağınık düşüncelere eşlik ederken, eski bir arkadaş ile yollara düşmüştük. İstikametimiz, Tunceli’li olan arkadaşı da alıp beraber bir şeyler yapmak. Yolculuğun fonunda önce Cengiz Özkan’ın o toprak kokan, vakur sesi yükseldi: "Dostun gül cemâli..." Tam o sırada Malatyalı arkadaşım, bir sırrı paylaşır gibi teybe uzandı. "Bak," dedi, "Bunu bu kadın daha güzel söylüyor"  Hoparlörlerden süzülen ses çok tanıdık geliyordu . Sazın her vuruşu, sesin her tınısı içimdeki tozlu rafları karıştırıyor gibiydi ama emin de olamıyordum. Kim olduğunu sorduğumda aldığım cevap, hafızamın içerisinde bir ışık yakmıştı; Özlem Taner. Yüzümdeki kararsızlığı görmüş olacak ki, hemen ekledi: "Beğenmediysen değiştireyim ya da al sen aç." Sesi, yağmurla o kadar uyumluydu ki ortamın dokusunu değiştirmek istemedim bu yüzden "Yok," dedim, sesim biraz daha alçak. "Güzel, hoşuma gitti." Ama içimden bir şeylerin sızladığını, boğazımda bir düğüm oluştuğunu hissettim. O ses, sadece bir ses değildi; yıllar öncesinden kopup gelen bir Kuloğlu deyişini, aklıma düşürmüştü. Bu tür eserler benim için müzikten çok daha öteydi. Onlar, gönül kapısını çalmaya niyet edenin, o kapının önünde duruşu gibiydi; saygılı, sabırlı, bir ayağını diğerinin üzerine koymuş, beklemenin o edebi duruşunu anlatıyorlardı.. Bunları hissetmek ve deyişlerin derinindeki tasavvufi manayı anlamak için entelektüel olmaya gerek yoktu. Gönül kapısının hafif aralıklı olması, o sesin içeri sızması için kâfiydi. Yıllar önce farklı deyiş üzerine yazdığım bir metin aklıma geldi. Şimdiki aklım, şimdiki yüreğim olsaydı, o zaman öyle yazmazdım diye geçirdim içimden. O zamanlar kendimi, duygularımı, o deyişin bana ne söylediğini yanlış anlamışım gibi bir ağırlık çöktü üzerime. Bu ağırlık, yanımdaki arkadaşım tarafından da hissedilmiş olacak ki, bir anda müziğin sesini kapattı. Sessizliğin çökmesiyle birlikte başımı camdan kaldırdım. "Niye kapattın?" diye sordum, şaşkınlıkla. "Sıkıldın sanki," dedi arkadaşım, endişeli bir ses tonuyla. "Yok la, ne alaka," diye samimi bir cevap verdim. Aslında sıkılmamıştım, sadece o sesin beni götürdüğü yerden dönmekte zorlanıyordum. Kendimi topladım, "Yıllar öncesine götüren o deyişi; " Yolumuz uğradı mahi güzele" açtım. Arkadaşım gülümsedi. "Ooo, sende baya iyisin," dedi, sesine hafif bir hayranlık katarak. Arabanın içini, Özlem Taner’in sesiyle doldu. Sileceklerin sesi bu sefer daha bir anlamlıydı; her silişinde, geçmişin izlerini silip, bugünün gerçeğini ortaya çıkarıyor gibiydi. Şarkı, tasavvufi bir derinliğe sahipti. Her ne kadar beşeri bir hayranlığın, fiziksel bir güzelliği anlatıyor gibi görünse de, "cemâl" (güzellik) kavramı burada çok daha derin bir anlam taşıyordu. " Mahi Güzel" yani "Ay yüzlü güzel" .. Bu, sadece göze hoş gelen bir yüz değil, baktığında sana huzur veren, yolunu aydınlatan o varlığı, ilahi olanın yansımasını söylüyordu. "Yolumuz Uğradı" derken, bu bir tesadüf değildi. Kader! Ruhun aramaya çıktığı menzili, o yolu ifade ediyordu...  Özlem Taner’in yorumu, insanı topraktan koparıp gökyüzüne ya da geçmişin o saf, bozulmamış hatıralarına götürüyor gibiydi. Yıllar önce bu şarkı için kurduğum en doğru cümle, "Hayal alemine sürüklüyor" dememdi. Evet, hayal alemine sürüklüyordu ama bu hayal, gerçeğin kendisinden daha gerçekti. Yıl 2026 olmuştu ve ben aynı şarkı üzerinden farklı bir mana, farklı bir derinlik çıkarıyordum....  Yağmur damlaları cama vurmaya devam ederken, ses yankılanıyordu: "Yolumuz uğradı mahi güzele..." Bu yolculuk, arkadaşı almaya giden bir yolculuk değildi; bu, ruhumun kendi içindeki çözümlemeydi... Yıllar sonra tekrardan dinlediğim bu şarkı tebessüm ettirmişti... Farklı zamanlarda, aynı manzarayı izlemek bile farklı düşüncelere sebep olabiliyormuş bugün bunun idraki içinde yarına "Merhaba!"    Mahi güzelin yüzü, bir aynadır şimdi dünden, Geçeriz bir bir, koptuğumuz o gönül düğününden. Kelam değişir, mana büyür, kalp dinginleşir, Eskiden sızı olan, bugün artık bilgeleşir. Ne o yol aynı yoldur artık, ne biz o yolcuyuz, Sadece bir tınıda, vefanın borçlusuyuz. Dursun dönsün plak, hatırlatsın o demden; Bir "hoş seda" kalır geriye, koca bir ömürden.
Ekleme Tarihi: 23 Mart 2026 -Pazartesi

Dostun Gül Cemâli

22 Mart 2026 takvimler bayramın üçüncü gününü gösteriyordu. Gökyüzü, İstanbul’un üzerine kurşuni bir yorgan gibi serilmiş. Türkiye'nin her bir yanında bu bayram soğuk hakimdi... İstanbu'un Bostancı ilçesi de bunlardan sadece biri...

 Bostancı sokakları bayram neşesinden ziyade yağmurun rahmetiyle yıkanıyordu. Sileceklerin camdaki ritmik sesi, zihnimdeki dağınık düşüncelere eşlik ederken, eski bir arkadaş ile yollara düşmüştük. İstikametimiz, Tunceli’li olan arkadaşı da alıp beraber bir şeyler yapmak.

Yolculuğun fonunda önce Cengiz Özkan’ın o toprak kokan, vakur sesi yükseldi: "Dostun gül cemâli..." Tam o sırada Malatyalı arkadaşım, bir sırrı paylaşır gibi teybe uzandı. "Bak," dedi, "Bunu bu kadın daha güzel söylüyor" 

Hoparlörlerden süzülen ses çok tanıdık geliyordu . Sazın her vuruşu, sesin her tınısı içimdeki tozlu rafları karıştırıyor gibiydi ama emin de olamıyordum. Kim olduğunu sorduğumda aldığım cevap, hafızamın içerisinde bir ışık yakmıştı; Özlem Taner.

Yüzümdeki kararsızlığı görmüş olacak ki, hemen ekledi: "Beğenmediysen değiştireyim ya da al sen aç." Sesi, yağmurla o kadar uyumluydu ki ortamın dokusunu değiştirmek istemedim bu yüzden "Yok," dedim, sesim biraz daha alçak. "Güzel, hoşuma gitti." Ama içimden bir şeylerin sızladığını, boğazımda bir düğüm oluştuğunu hissettim. O ses, sadece bir ses değildi; yıllar öncesinden kopup gelen bir Kuloğlu deyişini, aklıma düşürmüştü.

Bu tür eserler benim için müzikten çok daha öteydi. Onlar, gönül kapısını çalmaya niyet edenin, o kapının önünde duruşu gibiydi; saygılı, sabırlı, bir ayağını diğerinin üzerine koymuş, beklemenin o edebi duruşunu anlatıyorlardı.. Bunları hissetmek ve deyişlerin derinindeki tasavvufi manayı anlamak için entelektüel olmaya gerek yoktu. Gönül kapısının hafif aralıklı olması, o sesin içeri sızması için kâfiydi.

Yıllar önce farklı deyiş üzerine yazdığım bir metin aklıma geldi. Şimdiki aklım, şimdiki yüreğim olsaydı, o zaman öyle yazmazdım diye geçirdim içimden. O zamanlar kendimi, duygularımı, o deyişin bana ne söylediğini yanlış anlamışım gibi bir ağırlık çöktü üzerime. Bu ağırlık, yanımdaki arkadaşım tarafından da hissedilmiş olacak ki, bir anda müziğin sesini kapattı.

Sessizliğin çökmesiyle birlikte başımı camdan kaldırdım. "Niye kapattın?" diye sordum, şaşkınlıkla.

"Sıkıldın sanki," dedi arkadaşım, endişeli bir ses tonuyla.

"Yok la, ne alaka," diye samimi bir cevap verdim. Aslında sıkılmamıştım, sadece o sesin beni götürdüğü yerden dönmekte zorlanıyordum. Kendimi topladım, "Yıllar öncesine götüren o deyişi; " Yolumuz uğradı mahi güzele" açtım.

Arkadaşım gülümsedi. "Ooo, sende baya iyisin," dedi, sesine hafif bir hayranlık katarak.

Arabanın içini, Özlem Taner’in sesiyle doldu. Sileceklerin sesi bu sefer daha bir anlamlıydı; her silişinde, geçmişin izlerini silip, bugünün gerçeğini ortaya çıkarıyor gibiydi.

Şarkı, tasavvufi bir derinliğe sahipti. Her ne kadar beşeri bir hayranlığın, fiziksel bir güzelliği anlatıyor gibi görünse de, "cemâl" (güzellik) kavramı burada çok daha derin bir anlam taşıyordu. " Mahi Güzel" yani "Ay yüzlü güzel" .. Bu, sadece göze hoş gelen bir yüz değil, baktığında sana huzur veren, yolunu aydınlatan o varlığı, ilahi olanın yansımasını söylüyordu.

"Yolumuz Uğradı" derken, bu bir tesadüf değildi. Kader! Ruhun aramaya çıktığı menzili, o yolu ifade ediyordu...

 Özlem Taner’in yorumu, insanı topraktan koparıp gökyüzüne ya da geçmişin o saf, bozulmamış hatıralarına götürüyor gibiydi. Yıllar önce bu şarkı için kurduğum en doğru cümle, "Hayal alemine sürüklüyor" dememdi. Evet, hayal alemine sürüklüyordu ama bu hayal, gerçeğin kendisinden daha gerçekti. Yıl 2026 olmuştu ve ben aynı şarkı üzerinden farklı bir mana, farklı bir derinlik çıkarıyordum.... 

Yağmur damlaları cama vurmaya devam ederken, ses yankılanıyordu:

"Yolumuz uğradı mahi güzele..."

Bu yolculuk, arkadaşı almaya giden bir yolculuk değildi; bu, ruhumun kendi içindeki çözümlemeydi... Yıllar sonra tekrardan dinlediğim bu şarkı tebessüm ettirmişti...

Farklı zamanlarda, aynı manzarayı izlemek bile farklı düşüncelere sebep olabiliyormuş bugün bunun idraki içinde yarına "Merhaba!"  

 Mahi güzelin yüzü, bir aynadır şimdi dünden,
Geçeriz bir bir, koptuğumuz o gönül düğününden.
Kelam değişir, mana büyür, kalp dinginleşir,
Eskiden sızı olan, bugün artık bilgeleşir.

Ne o yol aynı yoldur artık, ne biz o yolcuyuz,
Sadece bir tınıda, vefanın borçlusuyuz.
Dursun dönsün plak, hatırlatsın o demden;
Bir "hoş seda" kalır geriye, koca bir ömürden.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve denizli20haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.