Vefat edince anılmamaktan ve unutulmaktan çekinen bizdeki akademik baronların durumları biraz farklı.
Bir bilim insanı yaşarken anılırsa vefat edilince anılmasına ve anlaşılmasına da gerek kalmaz.
Vefat edince anılmamaktan ve unutulmaktan çekinen bizdeki akademik baronların durumları biraz farklı.
Bu kişiler orada burada bal mumu heykellerini Müzeye koydurtur ve yanında resim çektirmek yada eski ögrencisi olan belediye başkanlarının seçim yerlerinde sokak adlarına geçmek isterler.
Emeklilikleri sonrası ve òncesinde yazdıkları ansiklopedik veriye dayalı ders kitapları dışında bilime tek bir yenilikçi kılgısal ve kavramsal bir katkı eserleri olmadığı için de kendileriyle aynı kaderi taşıyan bir avuç mürit doktora öğrencisinin düzenledikleri panellerde oturum başkanlığı yaparak halen daha ölmediklerini görsel olarak kanıtlama içine girerler.
Bir iki gazeteciye ısmarlama verilen bir iki röportaj da yanında garnitürü olur.
Önce kendileri sonra bilim diyen bu zevatlar hayatları boyunca ikircikli duruşa sahip oldukları için kendilerini eleştirenlere tahammülü olmaz ve zaman zaman kendilerine yapılan eleştirilere karşı da yapay kibarlık ve zoraki tevazülerini kaybedip içselleştirilmiş içeriksel öze sahip olmadıklarından dolayı üslüp olarak küstahlaşabilirler.
Onları saygılar anıyoruz ki ; gücenmesinler ve ayıp olmadin diye…
Ve bazı gercek bilim adamlarını öylesine kalbimizde yasatıyoruz ki; anılmaya bile ihtiyaçları yok onların.
Cübbesi boş kubbesinde hoş bir seda.
Tabelasıyla sokak başında.
