(Sözümüzün arkasındayız, Trabzonspor'un yanındayız)
"Dünyada Türk olmak gibidir Türkiye’de Trabzonsporlu olmak..." Bu sadece bir futbol tercihi değil; tarihin derinliklerinden vicdanın sesine, üniversite sıralarından bir onur duruşuna uzanan bir gönül ittifakıdır.
Trabzonsporlu olmak, Türkiye’yi savunmak gibidir. Siperde beklemek, haksızlığa karşı göğüs germek ve herkes sussa da Karadeniz’in hırçın dalgaları gibi gürlemektir. Tıpkı üniversite koridorlarında, elinde bir tarih kitabı ya da siyasetin meşakkatli gündemine dair bir notla beliren o arkadaş gibi... Zamanın bizden çaldıklarına inat, çınar gibi duran o arkadaşlık; bugün bir futbol renginin ötesine geçip bir karakter beyanına dönüştü.
Biz onunla kimi zaman tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolur, geçmişin izini sürerdik; kimi zaman da memleket meselelerinin o toz dumanlı yollarında, siyasetin ağır yükünü omuzlardık. Takım tutmayan bendenizi yıllar sonra bordo-mavi saflara katan şey, sadece bir dostun "forma sözü" değildi elbet. Asıl mesele, o formanın temsil ettiği **"dik duruş"**tu.
Bugün, iftar sofralarının hâlâ mazlumların kanıyla beslenen markalarla donatıldığı, sözde Müslüman bir coğrafyada sessizliğin hüküm sürdüğü bir dönemden geçiyoruz. İşte böyle bir iklimde; Trabzonspor ve Beşiktaş’ın, küresel güçlerin sponsorluklarını Filistinli mazlumların hatırına reddetmesi, benim için sadece bir spor haberi değil, bir insanlık dersiydi. Kendi coğrafyasında bile "boykot" bilincinin iftar sofralarına ulaşamadığı bir düzende, yeşil sahadan yükselen bu itiraz, bendeki Trabzonspor aidiyetini perçinleyen asıl güç oldu. Trabzon'lu arkadaşımın beni ikna etmesi de bu minvalde hiç zor olmadı tabii.
Şimdilerde o kadim arkadaş, bu duruşu ve mizahi zekasını "Törd Törd İgi" adlı sayfasında birleştiriyor. Sayfayı açtığınızda sadece bir spor yorumuyla değil, Trabzon şivesinin samimiyetiyle yoğrulmuş bir zekâ parıltısıyla karşılıyor. Futbolun içine sızdırdığı tarih, siyaset ve vicdan sosuyla hem tebessüm ettiriyor hem de düşündürüyor.
Nitekim kıymetli arkadaşımın şu sitem dolu sözleri, benim yarım yamalak futbol bilgimi bile doğrular nitelikteydi:
"En basiti, Uğurcan Çakır Trabzonspor'dayken kalede devleşiyor, ancak en küçük hatasında günah keçisi ilan ediliyordu. Başka takıma gitse kahraman ilan edilirdi; oysa bizdeyken de aynı kalitede oynuyordu. Eren Elmalı da aynı şekilde... Fatih Tekke, 2008’de UEFA Kupası’nı kaldırdığında bile milli takıma seçilmemişti."
Ve o can alıcı darbe:
"Bu ligde 52 tane serbest vuruş golü olan Hami Mandıralı değil de, 19 golü olan Sergen Yalçın 'frikik ustası' diye anılıyorsa gerisini sen anla... Ayrıca 1996 yılında milli takımın ilk 11’inde Trabzonspor’dan 6 futbolcu vardı ama herkes 'Fatih Terim jenerasyonu' dedi; sanırsınız hepsi Galatasaraylıydı!"
Bu konuşma; aslında sadece bir golü değil, hayatın her alanında ihtiyaç duyduğumuz o "eğilmez" iradeyi simgeliyordu. Onun gözünde Trabzonsporlu olmak; azınlıkta kalsan da, bedel ödesen de haklı olanın yanında, zalimin karşısında durmaktı. Belki de bu yüzden, benim mücadeleci ruhumu bildiği için, "Senin Trabzonsporlu olmaman kabahat," diyordu.
Vefanın, tarihin ve vicdanın izinde; şimdilik sözü o samimi sayfaya bırakıyoruz: "Törd Törd İgi"... Çünkü biliyoruz ki, arkadaşın dediği gibi; bu dünyada doğru olanın yolu meşakkatlidir ama sonu hep selamettir.
Elhamdülillah! Hem Türkiyeli hem Trabzonsporluyuz...
Bugün ( 04 Nisan'da oynanacak karşılaşmada Trabzonspor'a başarılar dilerim.)
Devirmeden gelmeyin!
