Üniversitede sendikalar ile hazırlamış olduğum sunumu sunarken, sunuma soru ile başlayıp arada dinleyicilere soru yöneltmem takdir toplamış ve tam not almamı sağlamıştı... Bugün not almaktan ziyade dikkat çekmek için "Avucumuzun ya da elimizin altındaki mucize nedir?" diye sorsam ne dersiniz?
Telefon ve internet ilk sıralarda geliyor, değil mi? Haklısınız, bunun için kafa yormaya gerek yok. Şöyle bir durup etrafımıza bakalım. Bundan beş on yıl önce "bilim kurgu" dediğimiz ne varsa, bugün çayımızı yudumlarken ya da yemek masasında bile ekranlarımızda akıp gidiyor. Buna karşı gelenler olabilir ama ben dahil olmak üzere yemek yerken muhakkak ya bir şey izliyorum ya da okuyorum; tabii yemek masasında başkası yoksa. Farkındaysanız hayatın ritmi çoktan değişti. Hepsini geçtim, bilgiye ulaşmanın o eski çileli yolları fiberle döşenmiş gibi parmak uçlarımızda olmaya başladı... Yaş itibarıyla kütüphanelerde zaman eskittiğimiz o günleri çok net hatırlıyorum. Bilginin bize gelmesi değil, sağanak sağanak yağıyor olmasını anlatmaya çalışıyorum...
Sizce de öyle değil mi?
İşte tam da bu yağmurun altında bir isim dikkatimi hatta doğrudan sizin de dikkatinizi ekiyor, değil mi?
Yapay zekâ!
Artık özel hayatımızın en mahrem, en içsel anlarından tutun da iş dünyasının, tıbbın, sanatın, eğitimin kılcal damarlarına kadar her yerde var olan ve bizleri yöneten o görünmeyen ama varlığını hissettiğimiz o şey...
Yorgun bir akşamüstü ne pişireceğimize karar veremediğimizde de ona danışıyoruz; devasa bir veri analizini dakikalar içinde çözmek istediğimizde de... Cebimizdeki telefon kadar yakın, birkaç tuş kadar kolay. Bilgiye erişimin bu kadar pürüzsüz, bu denli zahmetsiz hâle gelmesi insanlık tarihi adına büyük bir devrim değil de ne olabilir?
Doğru yönlendirildiğinde elimizde tuttuğumuz bir deniz feneri gibi; tıpta erken teşhisle hayat kurtarıyor, eğitimde fırsat eşitliği oluşturuyor, karmaşık problemleri saniyeler içinde çözüp insan zekâsına alan açıyor. Hayatı kolaylaştırıyor, zamana yön veriyor, bizi o gündelik hamallıklardan kurtarıp üretmeye yöneltiyor ya da hazırcılığa, tembelliğe yöneltiyor...
Buraya kadar her şey bir masal kadar güzel, bir rüya kadar konforlu. Ne âlâ!
Her güzel şeyin sonu var diyeceğim ama bunun sonu olmamakla beraber her geçen gün de giderek gelişiyor. Her alan için kullanım alanları artarken artık neredeyse her firmanın kendi içinde bile bir yapay zekâsı var...
Unutmayın, her ışığın muhakkak bir gölgesi vardır ve bu gölge de karanlık, bilinmeyendir.
Teknoloji, onu tutan el kadar kıymetlidir. Bilirsiniz ki elimizde olan bir şeyi silaha dönüştürmek de bizim elimizdedir... Kalem mesela... Kâğıda dokundurursan kelam olur ama kelam eden kalem bir insanı canından da edebilir. Bu şekilde toplumun damarlarına basmak içten bile değil. Birisinin sahte bir görsel ve ses ile sizi kandırdığını, düzeninizi bozduğunu düşünün... Allah korusun! Nasıl bir dezenformasyon fırtınası tahmin edebiliyor musunuz?
Bir insanın hiç söylemediği bir sözü, hiç bulunmadığı bir mekânı saniyeler içinde gerçeğinden ayırt edilemeyecek şekilde kurgulamak artık çocuk oyuncağı olduğu bir zaman diliminden bahsediyorum... Bugünlerden. Mahremiyetin sınırları hiç bu kadar zorlanmamış, güven kavramı hiç bu kadar zedelenmemişti desem doğru mu söylemiş olurum bilemiyorum ama yalan da sayılmaz hani...
Etik kaygılardan arınmış ve sadece manipülasyon amacı güden ellerde teknoloji; bilgiyi aydınlatan bir meşaleden ziyade, hakikati yakan/yok edeb bir ateşe dönüşme potansiyeline sahip olmaz mı? Elbette olur.
Peki, biz ne yapmalıyız? Fişi çekip bu dijital çağdan kaçmak elbette çözüm değil; zaten bunu da kesinlikle önermiyorum. Bilakis öğrenin, kullanın. Bu bilginin bu kadar ulaşılabilir olmasının konforunu sonuna kadar yaşayın... Tabii, bu yaşantıyı benimserken önümüze düşen her bilgiyi, üretilen her içeriği süzgeçten geçirmeden siz de birilerine servis etmemekle beraber inanmayın, karalamayın, ne kendinize ne de başkasına leke sürmeyin...
İnsanlık olarak ve Türkiye olarak tarihi bir eşikten geçiyoruz... Yapay zekâyı bir felakete mi yoksa medeniyetin en parlak dönemine mi dönüştüreceğiz, zamanla göreceğiz... Bu arada gelişmeleri tarihi eşikteki adımları izlemek her Türk vatandaşı gibi beni de gururlandırıyor. Buna da değinmeden geçmek istemiyorum...
Velhasılkelam, aklımızı ve vicdanımızı bu sürecin direksiyonuna geçirebilirsek ne ala... Aksi hâlde kendi ürettiğimiz mucizenin seyircisi değil, kurbanı olacağız. Yalan mı?
Teknolojinin bu kadar geliştiği yerde ahlâk yer bulamıyor gibi geliyor ama bu mevzu ile ilgili muhakkak konuşacağız.
Selametle canlar!
