Bugün, geceden kalma uykusuzluğu tren raylarının altında ezmeye çalışırken okuduğum kitabı çantaya geri koyup kulaklıklarımı takıyorum. "Amin Bani - Che Kardi" çalıyor... Dün gece aklımı, ruhumu bir çocuğun gözlerinin derinliklerine emanet ederken bedenim gecenin bir yarısına kadar dört duvar arasında gezdi durdu. Gazzeli bir çocuk!
Bakmayın çocuk dediğime onlar eli kanlı katil gibi, bu dünyanın sonuna getirecek caniler gibi, onlar onlar kâh bir bombanın sesinde derin uykuya dalanlar, onlar gökyüzü bomba sesleri ile aydınlatılanlar, onlar bütün dünyanın günahını çekenler...
Dün yazdığım bir yazıda "Utanıyorum" demiş ve bu utancın ölmek için yeterli sebepken ölememenin asıl acizlik olduğunu, o ağırlığı dile getirmiştim. Yüreğimin yanan tarafından bugün, yani 9 Haziran 2026’da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi asıldı. Nasıl mı?
Çorum’da gösterdiği o insani duruşuyla... Sosyal medyadan haberi okuduğumda hemen başka kaynaklardan doğru olup olmadığını araştırdım. Kendi sesinden dinlediğim o anısını paylaştı: Çorum’da valilik yaptığı dönemde Gazi Ömer Amca ile aralarında bir gönül bağı varmış. Her bayram ziyaretine gidecek, elini öpecek kadar... Ömer Amca, o zaman Sayın Valimize, "Burada olursan biliyorum, cenazeme gelirsin ama olur da tayinin çıkar başka yere gidersen cenazeme gel, beni sen defnet" demiş.
Vali Bey, Çorum ziyareti kapsamında cenazeye gidiyor; cenaze namazını kıldırdıktan sonra mezarlığa geçiyor. "Görevim bitti" dememiş; mezarlığın içine girip rahmetli Ömer Amca’yı toprağa emanet etmiş. Sıvadığı kollarıyla eline küreği alıp toprak atmış ve başına oturup Kur'an-ı Kerim okumuş... Hafız ya! Elhamdülillah.
Geçen günlerde Kudüs ile ilgili hayaline "İnşallah" diyenlerden biriydim. Hatta arkadaş ortamında, "Adam böyle demiş, gel de sevme" diye methiyeler düzerken; geçen haftalarda bir Uygur Türk’ü kadının Çin’e teslim edilmesine izin vermeyip, Göç İdaresi Başkanı’nı görevden alan birinin, Çorum’da cenaze namazına gitmesine bu kadar duygusal insanlık yüklemek galiba benim zayıflığım...
Benim haddim değil belki ama ben bugün kalemimi, yüreğimi o asılan kısımdan seslenmek istedim. Herkes her şeyi görüyor demek isterdim ama ne yalan söyleyeyim; umurumda değil kimin nasıl düşündüğü. Allah biliyor ya, gam yok...
Lâkin şunu da itiraf etmem gerekir ki çok ağır bir yük. Bir yanda Gazze’deki çocukların "bütün dünyanın günahını" omuzlarında taşıdığı o kahredici gerçek, diğer yanda bir valinin, bir devlet adamının verdiği "insanlık" sözünü bir ahde vefa gibi mezar başında yerine getirmesi... Birisi dünyanın ne kadar karardığını, diğeri ise hala o karanlığa rağmen bir kandilin yanabileceğini hatırlatırken; trenin içinde, onca insan arasında taşıdığım bu ağırlığı bırakacak bir yer bulamıyor olmak... Nasıl katlanılır, bilemiyorum.
Bir çocuğun gözlerinde, koca bir dünya eridi,
Gökyüzü alevden bir kefen gibi serildi.
Rayların altında, uykusuzluğu ezerken,
Bir masumun çığlığı, ruhumu idam sehpasına verdi.
Sonra;
Kolları sıvalı bir adam, bir mezar başında,
Verdiği sözü tutmak için en ön safta...
Dün;
Çin Seddi’nden Kudüs’e, bir vicdan nöbetinde olan adam değil mi o?
Ne olur, saklamayın insanlığı!
Neredeyse bulun getirin, artık dayanamıyorum!
...
Ne devlettir bu, ne makamın şatafatı,
Sadece bir "ahde vefa".
Utanmak, bir aynadır insanın yüreğinde,
Bugün, şahit oldum kayıp hakikate...
Varsın dünya sağır kalsın, kimin umurunda,
Bir damla yaş dökülsün, gönül artık huzur bulsun.
Her "inşallah" sözü, yarınlara yol olsun. (Amin)
Vali sıfatından önce insanlığınızın elinden hürmetle öperim, Sayın Valim!
İnşallah Kudüs duanız kabul olurda, ben de/bizler de şahit oluruz...
