ISMAHAN ÇERİBAŞI
Köşe Yazarı
ISMAHAN ÇERİBAŞI
 

Laf-ı Güzaf

Bir sevginin ömrü, bazen iki kişinin arasındaki sessizlikte, bazen de bir başkasının varlığında son bulur. Sevmek, kendi içinde bir krallık kurmak gibidir; ancak o krallığın haritasına bir başkası sızdığında, tüm sınırlar anlamını yitirir. İnsan, kendi kendine ördüğü hayallerin, aslında başkasının limanına giden bir gemi olduğunu anladığı anda sarsılır. Kalp, kendi vatanını kaybeden bir mülteci misali, göğüs kafesinin altında sürgüne mahkûm kalır. İşte bu hikâye, o sürgünün, o derin sessizliğin ve bitmeye mahkûm bir beklentinin dışsal ve içsel devrimi/yansımasıdır... ... Patlamış dudaklarının arasından fısıldadı "kendimi de onu da çok yordum" Söyleyecek bir şey yok. Haklıydı, haklıydık. O ördüğü duvarları biliyordu ben ise duvarın ardında kalan kendimi... Duvarların ötesinde başka bir gerçek vardı. Kadın, tesadüfen öğrendiği bir gerçekle sarsılmıştı. Adamın hayatında, hiç yer bulamayacağı idrak ede ede...Adamın başka bir limanı vardı... Bunu öğrenen kadının kalbi o an bir mülteci gibi vatansız kaldı... Artık yazılacak cümleler, birikmiş kelimeler birer yüktü. Bu yüzden telefon ekranına düşen mesajlar o eski heyecanı değil, derin bir kabullenişin sessizliğini taşıyordu. Sevdasını, valizine sığdıramadığı bir hatıra gibi kapının ardında bıraktı. Sessizce, kimseye belli etmeden, bir mülteci gibi ruhunu sırtına yükleyip, adamın kıyısından uzaklaştı. Artık o, adamın hayatında değil; kendi sessizliğinde yaşayan gurbetçiydi. Kadın, o durgun suyun çekildiğini gördü ve artık hiç kıyıya dönmedi. Onca yağan yağmur toprağına değmiyordu bile... Dudağının kenarından akan kanı temizlemeye çalışırken o en çok gözlerinden yaşlardan utanıyordu. Onun için hâlâ göz yaşı döktüğü için kendine kızıyordu, hissediyordum. elimi, elinin tersiyle itip olduğu yerden ayağa kalkip pantolonun cebinden çıkardığı sigarayı ateşledi. Gitmek istediğim tek yer onun yanıyken, gitmemem gereken tek yerde onun yanıbaşı olmasını ne diyorsun dedi. Söyleyecek bir şeyimin olmalısını anlamış olacak ki devam etti; İçmek istiyorum, içip uyumak... Sesszidim. İçme desem sanki daha çok meyil edecekti. Sarılmasını istemediği bir yarayı taşıyordu içinde. Kabuk bağlanmasına bile müsaade etmediği dudakları patlamış şekilde karşımda duruşu, kullandığı kelimelerden daha ağırdı... Çaresiz başımı öne eğip öylece baktım. Aklıma bir dostun, "Maşuk samimi ise, dünya çürüse bekler Sakın demedi deme; yanaklar buse bekler" geldi. Aklıma geleni dışa vurmuştum, öfkeyle baktı. Tuttuğu başka bir el, sesini doldurduğu başka kulaklar, kokusunu içine çektiği başkası varmış nesini bekleyeyim dedi. Kapıyı çaldığından dâhi kimsenin haberi yokken bunca sitem, bunca kırgınlıklar nereye, nasıl saklanır aklım almıyordu... Şimdi tüm bu yorgunlukların son durağındaydı kadın . Adamın hayatında bir nefeslik bile yeri yoktu artık. Kendini kimseye diyemediği bir ismin gölgesinde tüketmenin manası kalmamıştı. Düşüncelerime hak verircesine; " giderken ardımda bir veda cümlesi bırakmayacağım; çünkü nasıl sevdiğimden haberi yoksa, gidişimden de haberi olmayacak. Beklentinin o ağır yükü artık omuzlarımdan düştü, kalbime ise tarif edemediğim, belki de hiç geçmeyecek derin bir soğukluk indi. Artık bu hikâyenin sonu, o sessiz limandan geri dönmemek üzere ayrılmaktır. Ben kendime döndüm, o da kendi limanında mutlu olsun." Olsun tabi... Hepsi iyi güzel de sizce kırılma noktası sevdiği kişinin başka birine ait olduğunu anladı zaman mıydı, yoksa gerçek çırılçıplak yüzüne vurduğu zaman kendine itiraf edemediği o "gitmeliyim" dediği an mıdır? Demek istediğim şu, ya en başından beri durmaması gereken bir kıyıda duruyorsa ne olacak? Aslına bakarsanız gerçekle yüzleşmek ile gitmeyi göze almak arasında ince çizgi vardır ama bu kolay fark edilmez. Çünkü insanın kendi gerçeğiyle tanıştığı yerlerden sadece biridir, bu zaman... Başka birine ait olduğunu öğrendiği an, dışarıdan gelen bir darbedir; doğru. Sarsılırsın, yaralanırsın ama henüz "senin" olan bir kararın parçası haline gelmemiştir. Sadece "yıkım" adıyla sende kalır...Ancak "gitmeliyim" dediğin zaman, kendi kaderinin dümenine geçtiğin, yani kabullenişe geçtiğin ve kendin için devrim yaptığın andır...Kırılma, tam da o an gerçekleşir; çünkü artık o ana kadar olan her şeyi bir "yanılgı" olarak kabul etmiş olursun.  Mevla'nın dediği gibi: "Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır. Ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. İki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak." İşte bütün gerçek buydu. Bundan sonrası Laf-ı Güzaf... "Gitmeliyim" dediğim o an, devrimimdi kendime, Söküp attım nasırı, kıydım can-ı tenime. Mevlana’nın dediği; ya kanayacak her adım, Ya da boş verecektim, silinecekti adın. Şimdi ne bir veda var, ne bir mektup, ne bir ses, Sığdıramadım valize, aldığım o son nefes. Beklentim bir yüktü, bıraktım kapı ardında, Artık huzur saklıdır, kendi içimdeki kışta. Gerçeği öğrendim ya, koptu kıyamet, Dışımda bir yıkım var, içimde inşaallah selamet...
Ekleme Tarihi: 31 Mayıs 2026 -Pazar

Laf-ı Güzaf

Bir sevginin ömrü, bazen iki kişinin arasındaki sessizlikte, bazen de bir başkasının varlığında son bulur. Sevmek, kendi içinde bir krallık kurmak gibidir; ancak o krallığın haritasına bir başkası sızdığında, tüm sınırlar anlamını yitirir. İnsan, kendi kendine ördüğü hayallerin, aslında başkasının limanına giden bir gemi olduğunu anladığı anda sarsılır. Kalp, kendi vatanını kaybeden bir mülteci misali, göğüs kafesinin altında sürgüne mahkûm kalır. İşte bu hikâye, o sürgünün, o derin sessizliğin ve bitmeye mahkûm bir beklentinin dışsal ve içsel devrimi/yansımasıdır...
...
Patlamış dudaklarının arasından fısıldadı "kendimi de onu da çok yordum"

Söyleyecek bir şey yok. Haklıydı, haklıydık. O ördüğü duvarları biliyordu ben ise duvarın ardında kalan kendimi...

Duvarların ötesinde başka bir gerçek vardı. Kadın, tesadüfen öğrendiği bir gerçekle sarsılmıştı. Adamın hayatında, hiç yer bulamayacağı idrak ede ede...Adamın başka bir limanı vardı... Bunu öğrenen kadının kalbi o an bir mülteci gibi vatansız kaldı...

Artık yazılacak cümleler, birikmiş kelimeler birer yüktü. Bu yüzden telefon ekranına düşen mesajlar o eski heyecanı değil, derin bir kabullenişin sessizliğini taşıyordu. Sevdasını, valizine sığdıramadığı bir hatıra gibi kapının ardında bıraktı. Sessizce, kimseye belli etmeden, bir mülteci gibi ruhunu sırtına yükleyip, adamın kıyısından uzaklaştı.

Artık o, adamın hayatında değil; kendi sessizliğinde yaşayan gurbetçiydi. Kadın, o durgun suyun çekildiğini gördü ve artık hiç kıyıya dönmedi. Onca yağan yağmur toprağına değmiyordu bile...

Dudağının kenarından akan kanı temizlemeye çalışırken o en çok gözlerinden yaşlardan utanıyordu. Onun için hâlâ göz yaşı döktüğü için kendine kızıyordu, hissediyordum. elimi, elinin tersiyle itip olduğu yerden ayağa kalkip pantolonun cebinden çıkardığı sigarayı ateşledi.

Gitmek istediğim tek yer onun yanıyken, gitmemem gereken tek yerde onun yanıbaşı olmasını ne diyorsun dedi. Söyleyecek bir şeyimin olmalısını anlamış olacak ki devam etti;

İçmek istiyorum, içip uyumak... Sesszidim. İçme desem sanki daha çok meyil edecekti. Sarılmasını istemediği bir yarayı taşıyordu içinde. Kabuk bağlanmasına bile müsaade etmediği dudakları patlamış şekilde karşımda duruşu, kullandığı kelimelerden daha ağırdı...

Çaresiz başımı öne eğip öylece baktım. Aklıma bir dostun,

"Maşuk samimi ise, dünya çürüse bekler

Sakın demedi deme; yanaklar buse bekler" geldi. Aklıma geleni dışa vurmuştum, öfkeyle baktı. Tuttuğu başka bir el, sesini doldurduğu başka kulaklar, kokusunu içine çektiği başkası varmış nesini bekleyeyim dedi.

Kapıyı çaldığından dâhi kimsenin haberi yokken bunca sitem, bunca kırgınlıklar nereye, nasıl saklanır aklım almıyordu...

Şimdi tüm bu yorgunlukların son durağındaydı kadın . Adamın hayatında bir nefeslik bile yeri yoktu artık. Kendini kimseye diyemediği bir ismin gölgesinde tüketmenin manası kalmamıştı.

Düşüncelerime hak verircesine; " giderken ardımda bir veda cümlesi bırakmayacağım; çünkü nasıl sevdiğimden haberi yoksa, gidişimden de haberi olmayacak. Beklentinin o ağır yükü artık omuzlarımdan düştü, kalbime ise tarif edemediğim, belki de hiç geçmeyecek derin bir soğukluk indi. Artık bu hikâyenin sonu, o sessiz limandan geri dönmemek üzere ayrılmaktır. Ben kendime döndüm, o da kendi limanında mutlu olsun." Olsun tabi...

Hepsi iyi güzel de sizce kırılma noktası sevdiği kişinin başka birine ait olduğunu anladı zaman mıydı, yoksa gerçek çırılçıplak yüzüne vurduğu zaman kendine itiraf edemediği o "gitmeliyim" dediği an mıdır? Demek istediğim şu, ya en başından beri durmaması gereken bir kıyıda duruyorsa ne olacak?

Aslına bakarsanız gerçekle yüzleşmek ile gitmeyi göze almak arasında ince çizgi vardır ama bu kolay fark edilmez. Çünkü insanın kendi gerçeğiyle tanıştığı yerlerden sadece biridir, bu zaman... Başka birine ait olduğunu öğrendiği an, dışarıdan gelen bir darbedir; doğru. Sarsılırsın, yaralanırsın ama henüz "senin" olan bir kararın parçası haline gelmemiştir. Sadece "yıkım" adıyla sende kalır...Ancak "gitmeliyim" dediğin zaman, kendi kaderinin dümenine geçtiğin, yani kabullenişe geçtiğin ve kendin için devrim yaptığın andır...Kırılma, tam da o an gerçekleşir; çünkü artık o ana kadar olan her şeyi bir "yanılgı" olarak kabul etmiş olursun. 

Mevla'nın dediği gibi: "Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır. Ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. İki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak."

İşte bütün gerçek buydu. Bundan sonrası Laf-ı Güzaf...

"Gitmeliyim" dediğim o an, devrimimdi kendime,

Söküp attım nasırı, kıydım can-ı tenime.

Mevlana’nın dediği; ya kanayacak her adım,

Ya da boş verecektim, silinecekti adın.

Şimdi ne bir veda var, ne bir mektup, ne bir ses,

Sığdıramadım valize, aldığım o son nefes.

Beklentim bir yüktü, bıraktım kapı ardında,

Artık huzur saklıdır, kendi içimdeki kışta.

Gerçeği öğrendim ya, koptu kıyamet,

Dışımda bir yıkım var, içimde inşaallah selamet...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve denizli20haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.