ISMAHAN ÇERİBAŞI
Köşe Yazarı
ISMAHAN ÇERİBAŞI
 

KIRMIZI KOLTUK

"Gönül diliyle yazılan, sahibini bulur" derler. Bu metin; bir kırmızı koltuğun sessizliğinde saklı olan hürmetin ve "azı çok eden" gönül zenginliğinin tasviri olma niyetlisi...  KIRMIZI KOLTUK Koridorlar insana beklemeyi öğretir. Beklemek, yalnızca bir kapının açılmasını değil; içimizdeki tereddütlerin, heyecanın ve belki de kırılganlığın yerini bulması demekti. O dar alanda zaman ağırlaşır, ayak sesleri yankılanır ve insan kendi kalbinin ritmiyle baş başa kalır. Kapı aralandığında ise yalnız bir eşik değil, bir gönül sahası açılır önünde. Uzatılan el, sıradan bir tokalaşma değildir artık. Bir elin sıkılıp diğer elin onun üzerine konması, kelimelerden önce konuşan bir nezakettir. Samimiyetin mühürü gibi, “burada güvendesin” diye fısıldamanın sessiz şekli gibi… İnsan, avuçlarının arasında kurulan o sıcak köprüde kendini biraz daha az yabancı hisseder. Divana çıkarılış, gündelik bir hareket olmaktan çıkar; bir kabul merasimine dönüşür. İki tane üçlü koltuğun arasındaki mesafe, çoktan edep çizgisi hâline gelmiştir bile. Seni bir köşeye buyur eder ev sahibi ve kendisi diğer koltuğun kenarına ilişir. Sesini duyurabilecek, hâlini arz edebilecek yakınlığa erişmenin huzuru içinde bir mahcubiyet yaşarsın... Yüzün kıpkırmızı kesilir. Dilin, sadece net bir çizgide, en kısa hâliyle anlatır olup biteni. Detayları mahremin gibi saklarsın. Kimseye dokundurmaz, dil bile uzattırmazsın. Arada söze yer açan, bakışlara istikamet veren ölçülü bir boşluk oluşur. “Akşam namazına yedi dakika var” cümlesi, zamana hem kutsallık hem de sınırlılık yükler. Konuşmanın da susmanın da bir hududu olduğunu hatırlatır gibi yer ve zaman bellidir o divanda. Söz başlar. Dinlenmek, insanın en derin ihtiyacıdır. Bir şeyi bilenden dinlemenin o keskinliği içinde naif bir dokunuşla öğrenirsin. Hele ki karşındaki, sevincine ortak olan bir yüzle sana bakıyorsa; kelimeler daha az ürkek, daha az yalnızdır. Bir tebessüm, en ağır cümleleri bile hafifletir. Dinlenmek insanı büyütür; dinlemek ise büyüklüğün en sade biçimidir. Konuşmayı özleyen dilim miydi, yüreğim mi bilemedim? Üç ince belli bardakta çay gelir. Buhar, odanın içine yayılan görünmez bir şefkat gibi yükselir. Çayı aceleyle yudumlayış, misafirliğin ölçüsünü bilmenin zarafetindendir. Fazla kalmamak, yük olmamak, rahatsız etmemek… İnsan bazen en çok, sınırlarına dikkat ederek saygı gösterir. O sınır hiç dile gelmemiş lâkin hep bilinmişti. Az ve öz ne demek çoktan kazandırılmıştı. Belki de bu yüzden "azı çok et" diyordu eskiler... O, eskimeyen eskilerdendi, çok şükür! Cebinden çıkardığın küçük bir çikolata… Belki maddi olarak cılız ama niyetçe ağır. Gücünün yettiği kadarıyla bir teşekkür, bir gönül borcu. Usulca divana sunuluşu, gösterişten arınmış bir armağan. Çünkü bazı hediyeler değerini fiyatından değil, mahcubiyetinden alır. Ev sahibinin gülümsemesi, "dost" nazarıyla bakan arkadaşının kapıya kadar eşlik edişi… İçeri alırken gösterdiği ihtimamı, uğurlarken de eksik etmemesi nasıl yok sayılabilir? Bir insanın kıymeti; başkasını nasıl karşıladığı ve nasıl yolcu ettiğinde gizli değil miydi? O kısa ziyareti uzun bir hatıraya dönüştüren şey, verilen kıymet değil miydi? Kıymet deyince aklıma hep "Değirmen taşı mı yoksa yüzük taşı mı?" diyesim geliyor... Yerde serili dokuma halının desenleri, geçmişin sabrını taşıyor gibiydi. Kırmızı koltuklar odanın sıcaklığını tutmuş, ev sahibinin samimiyeti ile kaynaşmış gibiydi. Ve anlıyorum ki bazı buluşmalar büyük sözlerle değil, küçük inceliklerle derinleşir. Bir tokalaşmanın üzerine konan ikinci el, bir çayın buharı, bir koltuğa buyur ediliş... Bazen hayat, tam da böyle anlarda insana insanlığını hatırlatır. Az zamanda çok şey olur. Kalp, geldiği koridordan dönerken artık aynı değildir; biraz daha yumuşamış, biraz daha çoğalmıştır.   Ve bir el seni alır, o divanın karşısına oturtur...
Ekleme Tarihi: 12 Şubat 2026 -Perşembe

KIRMIZI KOLTUK

"Gönül diliyle yazılan, sahibini bulur" derler. Bu metin; bir kırmızı koltuğun sessizliğinde saklı olan hürmetin ve "azı çok eden" gönül zenginliğinin tasviri olma niyetlisi... 

KIRMIZI KOLTUK

Koridorlar insana beklemeyi öğretir. Beklemek, yalnızca bir kapının açılmasını değil; içimizdeki tereddütlerin, heyecanın ve belki de kırılganlığın yerini bulması demekti. O dar alanda zaman ağırlaşır, ayak sesleri yankılanır ve insan kendi kalbinin ritmiyle baş başa kalır. Kapı aralandığında ise yalnız bir eşik değil, bir gönül sahası açılır önünde.

Uzatılan el, sıradan bir tokalaşma değildir artık. Bir elin sıkılıp diğer elin onun üzerine konması, kelimelerden önce konuşan bir nezakettir. Samimiyetin mühürü gibi, “burada güvendesin” diye fısıldamanın sessiz şekli gibi… İnsan, avuçlarının arasında kurulan o sıcak köprüde kendini biraz daha az yabancı hisseder.

Divana çıkarılış, gündelik bir hareket olmaktan çıkar; bir kabul merasimine dönüşür. İki tane üçlü koltuğun arasındaki mesafe, çoktan edep çizgisi hâline gelmiştir bile. Seni bir köşeye buyur eder ev sahibi ve kendisi diğer koltuğun kenarına ilişir. Sesini duyurabilecek, hâlini arz edebilecek yakınlığa erişmenin huzuru içinde bir mahcubiyet yaşarsın... Yüzün kıpkırmızı kesilir. Dilin, sadece net bir çizgide, en kısa hâliyle anlatır olup biteni.

Detayları mahremin gibi saklarsın. Kimseye dokundurmaz, dil bile uzattırmazsın. Arada söze yer açan, bakışlara istikamet veren ölçülü bir boşluk oluşur.

“Akşam namazına yedi dakika var” cümlesi, zamana hem kutsallık hem de sınırlılık yükler. Konuşmanın da susmanın da bir hududu olduğunu hatırlatır gibi yer ve zaman bellidir o divanda.

Söz başlar. Dinlenmek, insanın en derin ihtiyacıdır. Bir şeyi bilenden dinlemenin o keskinliği içinde naif bir dokunuşla öğrenirsin. Hele ki karşındaki, sevincine ortak olan bir yüzle sana bakıyorsa; kelimeler daha az ürkek, daha az yalnızdır. Bir tebessüm, en ağır cümleleri bile hafifletir. Dinlenmek insanı büyütür; dinlemek ise büyüklüğün en sade biçimidir. Konuşmayı özleyen dilim miydi, yüreğim mi bilemedim?

Üç ince belli bardakta çay gelir. Buhar, odanın içine yayılan görünmez bir şefkat gibi yükselir. Çayı aceleyle yudumlayış, misafirliğin ölçüsünü bilmenin zarafetindendir. Fazla kalmamak, yük olmamak, rahatsız etmemek… İnsan bazen en çok, sınırlarına dikkat ederek saygı gösterir. O sınır hiç dile gelmemiş lâkin hep bilinmişti. Az ve öz ne demek çoktan kazandırılmıştı. Belki de bu yüzden "azı çok et" diyordu eskiler... O, eskimeyen eskilerdendi, çok şükür!

Cebinden çıkardığın küçük bir çikolata… Belki maddi olarak cılız ama niyetçe ağır. Gücünün yettiği kadarıyla bir teşekkür, bir gönül borcu. Usulca divana sunuluşu, gösterişten arınmış bir armağan. Çünkü bazı hediyeler değerini fiyatından değil, mahcubiyetinden alır.

Ev sahibinin gülümsemesi, "dost" nazarıyla bakan arkadaşının kapıya kadar eşlik edişi… İçeri alırken gösterdiği ihtimamı, uğurlarken de eksik etmemesi nasıl yok sayılabilir? Bir insanın kıymeti; başkasını nasıl karşıladığı ve nasıl yolcu ettiğinde gizli değil miydi? O kısa ziyareti uzun bir hatıraya dönüştüren şey, verilen kıymet değil miydi?

Kıymet deyince aklıma hep "Değirmen taşı mı yoksa yüzük taşı mı?" diyesim geliyor...

Yerde serili dokuma halının desenleri, geçmişin sabrını taşıyor gibiydi. Kırmızı koltuklar odanın sıcaklığını tutmuş, ev sahibinin samimiyeti ile kaynaşmış gibiydi. Ve anlıyorum ki bazı buluşmalar büyük sözlerle değil, küçük inceliklerle derinleşir. Bir tokalaşmanın üzerine konan ikinci el, bir çayın buharı, bir koltuğa buyur ediliş...

Bazen hayat, tam da böyle anlarda insana insanlığını hatırlatır. Az zamanda çok şey olur. Kalp, geldiği koridordan dönerken artık aynı değildir; biraz daha yumuşamış, biraz daha çoğalmıştır.

 

Ve bir el seni alır, o divanın karşısına oturtur...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve denizli20haber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.