İki,üç haftalık suskunluğun ardından, bugün yine şimşek gibi çakan kalemimin gölgesinden sesleniyorum sizlere...
Önüne atılan bir kemikle avutulan, düşünme yetkisini çoktan birilerine devretmiş insanlar, kendi iradelerinin yokluğunu fark edemeyecek kadar derin bir gaflet içindeler. Onlar için önemli olan hakikat değil; konumlarını koruyan o küçük “sus payı”dır.
Kendi fikirlerini üretmek yerine, başkalarının cümlelerini ezberleyip tekrar ederler. Böylece var olduklarını sanırlar. Oysa gerçek varoluş; sorgulamakla, cesaretle ve vicdanla mümkündür.
Bu insanlar, birilerinin gölgesinde büyüdüklerini sanırken, aslında kendi karanlıklarının içinde kaybolurlar. Sustukça değer kazanacaklarını düşünürler; ama her susuş, onları biraz daha silikleştirir, biraz daha yok eder.
Bunu nereden mi çıkarıyorum?
Köpeğin önüne attığım kemikten sonra yaptığı yaklaşımla, “köpeklik” yapan insanların tavrı arasındaki farkı göremeyecek kadar kör değilim çok şükür...
Son günlerde işler “Arapsaçı” gibi karışık. İnsanın nasibi kapalı olur mu diye sormadan edemiyorum. Düğümler bazen bile bile atılır; ya “kesip at” diye, ya da “çöz bakalım” diye.
Tahammül sınırlarıyla oynayan, zincire vurulmuş küfürlerimi dokunanlar, önündeki yemeğe dokunmayıp uzaktan havlamalarıyla rahatsız eder oldu... Evet, havlamak diyorum; çünkü “Isıracak köpek dişini göstermez.”
Peki, iyiyken iyi, kötüyken kötü olmak mı asıl olan? Yoksa her koşulda güvenip aynı yolda yürüyebilmek mi? Bana göre önemli olan, yolun doğruluğudur. Topladıkları bilgileri verip sözüm ona “muhbirlik” yapanlar, verilen emirlerle konuşup hareket edenler… Bir gün emir aldıkları kişi öldüğünde, acaba hangi turşuyu kaşıklarlar?
Şimşekler çakarken, kelimelerin ağırlığı altında ezilmesini istediğim ama anlamayacaklarını bildiğim zihniyetlere daha ağır cümleler kurmak isterdim. Fakat yazıyı okuyabilecek, en azından ihtimal dahilinde olan insanı düşününce, susmak yerine kelimelerimi törpülüyorum.
Öyle yazmalıyım ki; kalem ne bağırıp çığlık çığlığa kalsın, ne de yumuşayıp ezilsin. Her cümlesi okuyanı hafifçe sarsın, yüzüne ayna tutsun.
Çünkü bilirim, kalemin de kâğıdın da bir sesi, bir dokusu, ruhu vardı. Yazdığım mesajı okuyup; "bugün canı sıkkın. Uyusun, uyansın öyle arayayım" diyen insan bunu iliklerime kadar hissettirmişti...
Neyse, konuya döneyim.
Yağmur hâlâ yağmadı ama belli ki yağacak. Bu şimşekler boşuna değil. Zaman tuhaf bir öğretmen; kimini sessizlikle terbiye eder, kimini gürültüyle.
Kirli eller hayatıma uzandığından beri, etrafımdaki kalabalığın sesi hiç kesilmedi.Hakikati olmayan sesler, sadece yankılarıyla rahatsız eder. Birileri, birilerinin cümlesini tekrarlıyor. Kimse kendi sözünü kurmaya cesaret edemiyor.
Korku, çıkar ve rahatlık üçlüsü düşüncenin yerini çoktan aldı. Artık çoğumuz olan biteni sadece seyrediyoruz.
Doğruyu savunmak yerine, “doğru görünenin” yanında durmayı seçiyoruz. Doğru görünen; karda yürüyüp iz bırakmayan, yüzümüze gülüp arkamızdan iş çeviren, işlerimizin önüne taş koyan o sinsi yüz…
Ama unutmayın: Hakikatin bedeli ağırdır. Ne demişti o bilge adam; “Nasip de, rızık da Allah’tan.” işte bu sözün rahatlığı ile, bedeli ödeyemeyeceğini zannedip ucuz sessizliklerle yaşayan insanlar ne yapıyorsa yapsın.
Sorgulamayan zihinlerin çoğaldığı yerde adalet, merhamet ve vicdan da zayıflar. Tıpkı içinde bulunduğumuz toplum gibi…
Toplum ses yükselterek değil, zulme sessiz kalarak yok olur. İşte bu yüzden bugün kalemim şimşek gibi çakıyor.
Çünkü aydınlatmak için önce karanlığı göstermek gerek.
Kelimeler bazen sığınak, bazen silahtır. Ben, kalitesi düşmüş cümlelerin içinden çıkıp, kelimelerimi keskinleştiriyorum. Suskunluğumun ardında birikmiş, direnen cümlelerim var. Ve biliyorum ki: Her suskunluk bir gün dile döner.
Bu yazı sadece bir isyan değil, bir hatırlatmadır. Unutmayın, insan sustukça değil, susturuldukça eksilir. Ve eğer bir gün hepimiz kendi cümlemizi kurmaktan korkarsak, işte o zaman gölgemiz bile bize yüz çevirir.
O vakit, ne kemik kalır elde, ne de gölgesine sığınacak bir vicdan…
Kemik verilen insan olmayın. Oldurtmayın. Birilerin sözüyle değil, başınızı yastığa rahat koyduracak işler peşinde olun...
