Bazı vedalar, takvim yapraklarına sığmaz. Resmî yazıların ağırlığına yaraşmayan, bambaşka bir yakınlığa tanıklık ederler. Ve bu tanıklık esnasında bir şehirde bir kapı kapanır, farklı bir şehirde aynı kapı yeniden açılır. O kapının ardında ise gözü yaşlı, kalbi buruk insanlar kalır…
Bu kelimeleri yazdıran, hatta yazdırmak zorunda hissettiren; Osmaniye Valisi Sayın Erdinç Yılmaz’ın ziyaretine giden down sendromlular Derneği ve onunla beraber giden çocukların aralarında geçen diyalog, özellikle Fatma ile...
Haberi kaç kez dinlediğimi hatta bu haberi kaç kişiyle paylaştığımı hatırlamıyorum. Ama kapattıktan sonra elime aldığım kalem bana şunları yazdırdı:
Makam odasının ağır perdeleri, duvarlardaki çerçeveler, koltukların suskunluğu bile dile gelecek cinstendi… Çocukların gözlerinden süzülen, yürekleri titreten o tuzlu damlaların yanaklarla buluşmasına kayıtsız kalmak mümkün değildi. Zira Sayın Yılmaz da,
“Merak etmeyin, ben de ağlayacağım,” diyerek gönlündekini diline düşürmüştü.
Down sendromlu çocuklar, ayrılığın adını bilmeden acısını bilenlerdi. Yani vefa ve kıymet gibi değerlerin adını değil; ağırlığını hissedenler...
Onlar için zaman, “gitti” ile “kal” arasında ince bir çizgide duruyordu. Sizlerde bilirsiniz ki gözyaşı ve sevgi açıklama istemez. Herhangi bir tecrübeye gerek kalmadan hissedilen duygulardır bunlar. O gün yaşanan da tam olarak buydu…
Çocuklar, sevdikleri biri gittiği için gözyaşlarını tutamadılar. Bu, bir “Vali”nin gidişi değil; alışılan bir sesin, bir gülümsemenin, bir omzun, hatta bir dağın uzaklaşmasıydı.
Sayın Vali Yılmaz’ın, kendisi için ağlayan çocuklara bakıp söylediği
“Merak etmeyin, ben de ağlayacağım,” sözü; makamın değil, insanın sesiydi. Devletin soğuk yüzünden ziyade, “devlet baba” denilen o sıcak tarafıydı. Bu yüzden unvanlar o çocukların karşısında çözülmüş, geriye hâl ve kalp dili kalmıştı.
Evet, valiler de ağlar…
Çünkü bazı vedalar yalnızca yer değişikliği değil, bağların sızısıdır.
Beni asıl etkileyen ise Fatma’nın duasıydı. Dudaktan değil, doğrudan gönülden dökülen o cümle:
“Cennete sensiz gitmeyeceğim.”
Bu, sıradan bir övgü değildi. Bir insan için bundan daha büyük bir paye, daha ağır bir sorumluluk, daha kutsal bir emanet olabilir mi?
Cenneti bile birlikte düşünmek…
Sevginin, sadakatin ve güvenin bu denli yalın ve hesapsız ifadesi ancak tertemiz bir yürekten çıkar.
Fatma, insanın değerini ölçen teraziyi çoktan kurmuştu ve Sayın Vali Yılmaz, o terazide hayli ağır basmıştı.
O makam odasında, önceki dönem İskenderun Belediye Başkanı Sayın Fatih Tosyalı da bu ana tanıklık ediyordu. Tanıklık edilen şey bir protokol ziyareti değil, tam anlamıyla bir insanlık dersiydi.
Dosyaların imzasından, resmî yazışmaların ağırlığından, çıkar hesaplarından çok uzakta bir tanıklık...
Kalplerin hatırıydı söz konusu olan idare buydu… Yanılıyor muyum? Sabırla, merhametle… Sayın Vali Yılmaz bunu Osmaniye’de çoktan yapmıştı.
Bilirsiniz ki, Down sendromlu çocukların dünyasında sevgi dümdüzdür. Virajı yoktur, gizlisi saklısı yoktur. Onlar severken “neden” demez, sebep aramaz; hissederler. Ve hissettiklerini saklamazlar. Bu yüzden gözyaşı bir utanç değil, bir onurdur. Aslında "insan" sıfatını alan herkeste olması gereken bir şey değil mi? Elbette öyle ama işte...
Bir yüreğe dokunabilmiş olmanın sessiz belgesinde yer alan Sayın Yılmaz, çocukların o çıkarsız sevgisinin en derinini hissediyordu.
Velhasıl kelam… Bu ülkenin, kapısı kadar kalbi de açık olan idarecilere ihtiyacı var. Bir çocuğun başını okşarken acele etmeyenlere… Giderken ardında yalnızca iz bırakmayan, iz bıraktığı yürekleri de emanet edenlere. Çünkü şehirler yollarla değil, güvenle, şefkatle ve adaletle birbirine bağlanır.
Vali gitti…
Ama bir şehirde, birkaç küçük yürekte ve tek bir cümlede kaldı:
“Cennete sensiz gitmeyeceğim.”
Bana kalırsa en büyük makam, tam olarak da buydu.
Buradan Sayın Vali Erdinç Yılmaz’a, yeni görev yerinde üstün başarılarının devamını diliyor; bugüne kadar Osmaniye’de bıraktığı insanî izler, dokunduğu yürekler ve gönüllerde kurduğu köprüler için teşekkür ediyorum. Kapısı kadar kalbi de açık yöneticilerin bu ülke için ne denli kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlattığı için kendisine kalbî saygılarımı sunuyorum.
