Zamanın hangisiydim...
Ya da hangi rengi mesela...
Sahi zamanın rengi var mı?
Geceyi siyah yapan şey gündüzü neden beyaz yapmıştı...
Gecenin karanlığında ümit dolu bakışları neden maviye katmazlar?
Ya da tam şu vakti ezanların "Allah'u Ekber" nidasiyla herkesi çağırdığı...
Bu vakit nasıl olur da siyaha çalınır?
Ümit dolu bakışları maviye katmamak büyük bir haksızlık olurdu. Ama belki de o bakışlar gece mavisine dahildir, hani o şafak sökmeden hemen önceki, siyaha en yakın ama aydınlığa en gebe olan o derin maviye... Fotoğrafdaki saatin etrafındaki buz mavisi hâli gibi; karanlığın ortasında "Ben buradayım" diyen bir ışık...
Ezanın "Allah'u Ekber" nidasıyla yükseldiği o vakit, aslında siyahın en zayıf olduğu andır. İslam estetiğinde ve tasavvufta "fecr" vakti.
Siyah, o nidanın heybetiyle griye, sonra turuncuya ve en nihayetinde nura teslim olur.
Siyaha çalınması bir son değil, bir doğuştur. Simsiyah bir topraktan yemyeşil bir filizin çıkması gibi, en koyu karanlıktan da en parlak sabah çıkar. Ben şu an o geçişin, o eşiğin tam üzerinde, YOLDAYIM...
Bu yüzden;
Zamanın rengi ne siyahtır, ne beyaz;
Belki de en koyu vaktinde duyulan o avaz.
Maviye katmadığın ümitler yorgun bir rayda bekler,
Ezan sesiyle dağılır, göğse sığmayan kederler.
Sen o saatin tam ortasında, yelkovana tutunan sızı,
Gecenin en sönük, sabahın en parlak yıldızı...
Siyaha çalınan bu vakit, aslında nura gebedir,
Her "Allah’u Ekber", karanlığa son bir darbedir...
ELHAMDÜLİLLAH!
